SÜRDÜRÜLEBİLİR SU YÖNETİMİ VE TÜRKİYE

by Evrim Avcı

Günümüzde yalnızca insanlığın değil, tüm canlıların en büyük ortak sorunlarından biri şüphesiz ki su krizidir. Öyle ki, 28 Temmuz 2010 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu temiz ve güvenli içme suyunu ve sanitasyonunu insan hakkı olarak tanımış ve “yaşam hakkının tam olarak yerine getirilebilmesi için zorunlu” bir hak olarak kabul etmiştir. Ne yazık ki dünya üzerindeki bazı bölgeler su krizi gerçeğiyle en iyi senaryoda tahmin edilenden daha erken zamanda yüzleşmiş ve hem miktar hem de kalite açısından su erişim sıkıntılarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. İçme suyu tükenen ilk büyük kent olan Güney Afrika’daki Cape Town’da geçtiğimiz yıllarda su tüketimini azaltmak için alınan tedbirlerin yeterli olmadığının ve suyun bilinçsiz kullanımın devam ettiğinin görülmesi üzerine yöneticiler tarafından yapılan hesaplamalar sonucu, 22 Nisan 2018 tarihi şehirde suyun tükeneceği gün olarak hesaplanmış ve ‘Sıfır Günü’ (Day Zero) olarak ilan edilmiştir. O güne kadar alınan önlemlerin yetersiz kalması daha sıkı önlemleri beraberinde getirmiş bu araştırma ile birlikte hane başı su tüketimi günlük 50 litre sınırından 25 litreye düşürülmesine ve karneyle su verilmeye başlanmışına karar verilmiştir. Cape Town’ın durumundan ortaya çıkan Sıfır Günü kavramı küresel bir anlam kazanarak tüm dünya için suyun bir gün tükeneceğini ve herkesin daha bilinçli olması gerektiğini yarattığı haklı panik dalgası altında göstermiştir.

Avrupa Çevre Ajansı’na göre, belirli bir zaman diliminde suya talebin su arzını aştığı vakit ortaya çıkan bu duruma su stresi denir. Su stresi çeken başka bir şehir de Meksika’nın başkenti Mexico City. Yetersiz planlama ve altyapı eksikliği, temizlik sorunları ve su kıtlığıyla birleşince özellikle fakir bölgelerin suya erişiminde problemlere sebep oldu. 2017 yılındaki istatistiklere göre Mexico City’de hane halklarının %21’i günlük su kaynağına sahip değil. Ayrıca aynı araştırma sonuçları göstermektedir ki evlerin %11’i haftada yalnızca iki veya daha az kez su almaktadır. Dünya Bankası projeksiyonlarına göre nüfus artışı ve iklim kriziyle beraber 2030 yılına kadar çok daha büyük su açıkları yaşanacak. Aynı zamanda kısıtlı miktarda ulaşılan suyun da temizlik açısından güvenli olmaması birtakım sağlık sorunlarına da yol açıyor. Universidad Nacional Autónoma’dan araştırmacılar Mexico City’nin dünyada su tüketiminden kaynaklı gastrointestinal enfeksiyonlar için ilk sırada olduğunu gösterdi, bu araştırma sonucu toplum sağlığını koruma açısından temiz suya erişimin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu kanıtlar nitelikte.

Sezonsal ve bölgesel olarak Türkiye’de de maalesef ki su rezervinin azaldığını ve kuraklık yaşandığını görsek de ülkemiz henüz su fakiri ülkeler arasında yer almıyor fakat su zenginleri klasmanında da değiliz. İleride elimizde karnelerle su sırasında beklememek, temiz su eksikliğinden salgın hastalıklar yaşamamak, Sıfır Günü’nü mümkün olduğunca ertelemek ve hem kendimiz hem de bizden sonraki nesillerin temiz suya erişmesi için geniş ölçekte çeşitli sürdürülebilir su yönetimi planları uygulamamız gerekiyor. Dünya’daki suyun %1’inden bile azına tüketim amaçlı erişebildiğimizi ve bu suyun dağılımında eşitsizlikler olduğunu, aynı zamanda su kaynaklarının yaşamakta olduğu baskıları ve ileride bu baskıların boyutunu tahmin edemeyeceğimizi göz önünde bulundurarak şeffaf, gerçekçi, esnek, kapsayıcı ve ekosisteme duyarlı bir su yönetimi planına ihtiyacımız olduğunu söylemek yanlış olmaz. Devlet Su İşleri’nin (DSİ) son verilerine göre, Türkiye‘nin kullanılabilir su varlığı 112 milyar metreküp. Biz bunun yaklaşık 25 metreküplük miktarını tarımdaki yanlış sulama yöntemleriyle kaybediyoruz. Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ülkelerin tarımda suyu %90 oranında israfsız kullanmak adına sahip olduğu sulama yöntemlerini, ülkemizdeki yüzeysel sulama yerine uygulayarak bu alandaki su israfını büyük ölçüde engelleyebiliriz. Su tüketiminde %74’lük büyük bir orana sahip olan tarım alanını %15’le evsel kullanım, kalan %11’le de sanayi izliyor. Özellikle endüstriyel atık suların arıtılarak yeniden kazanılması için teşvik sağlanması su israfının çok büyük oranda önüne geçilmesini sağlayabilir. Bununla birlikte akıllı kentler, yeşil binalar gibi çağın teknolojik imkanlarına uygun, sadece yenilikçi bir sürdürülebilirlik zihniyetine ve en önemlisi yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulan planlamaların hayata geçirilmesi adına büyük kurumların da adım atmasına ihtiyacımız var. Bu kapsamda atılan en güncel adım Tarım ve Orman Bakanlığınca başlatılan “Ulusal Su Verimliliği Seferberliği” oldu, tabii ki bu hareketin etkili olabilmesi için su verimliliği kavramının ve sürdürülebilirliğin günlük hayatımıza iyi entegre edilmesi ve planlanan yol haritalarının bir an önce uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.

Türkiye, 2040 yılında su stresinin %30’luk artışıyla en fazla su stresinin yaşandığı yirmi yedinci ülke konumuna gelecektir. Yani Türkiye 2040 yılında su stresinin “çok yüksek” olduğu 33 ülkeden biri olacak fakat hala sürdürülebilir su yönetimi planlarını ortaya koymak ve uygulamak için geç değil. Öngörülen olumsuz durumları tersine çevirmek hepimizin elinde. Geniş kapsamlı ve otoriteler tarafından uygulanması elzem planların yanı sıra bireysel önlemlerimizle ve bilinçli hareket ederek en değerli kaynaklarımızdan olan “su”yu israf etmeden kullanmaya devam edebiliriz.

Su kriziyle ilgili biraz daha bilgi edinmek isteyenleriniz için Netflix’teki Explained belgeselinin World’s Water Crisis bölümünü tavsiye ederim.

Related Posts

Yorum Yap